MuRaT DoĞaN

MuRaT DoĞaN

Bir Hakikat Yolcusu...

Bloguma dair

21/9/2009
Kategori: yasamdan notlar

Aslında yaklaşık iki ay önce tamamen blogspot'a geçmeyi planlamıştım. Ve bir süre öyle de denedim. Askerlik ve okul işleri derken bloguda güncelleyemedik. Bakıyorum da şimdi blogspot üye sayfasına erişilmiyor. Ve bahsettiğim blog MEB tarafından engelli sitelerden biri.
Saikini bilmiyorum ama nice güzellikleri içinde barındıran mezkur siteyi engellemek pek de doğru görünmüyor bana.
Şuraya geliyor ki söyleyeceklerim; tekrar blogcu'ya döndük.
Blogspot'a eriştiğimde nasipse ordandan devam edeceğiz en azından eş zamanlı götürmeye çalışacağız inşallah.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

bir gezi/programın ardından

10/7/2009
Kategori: Deneme

Yıl sonu seminer çalışmalarımı Kdz. Ereğli'de geçirmek için gittim bir arkadaşla. Yaklaşık on beş gün kaldık Ereğli'de. Seminer çalışmamız, bir çok resmi prosedür gibi sadece gidip gelmekten ibaretti.
Seminerden geriye kalan kısmını da daha ulvi şeylerle bakileştirmeye çalıştık. Rabbim kabul eder. İnşallah. Sonra iki gün Nur Köyde hem içsel hem de afaki tefekkür yaptık. Nur Köy bütün güzelliğini Allah'ın izniyle koruyor.
Ve orada kısa bir süreliliğine de olsa uzun zamandır görüşemediğimiz kardeşlerimizle tekrar hasbihal etme fırsatı bulduk.
Kdz. Ereğli pahalılığına rağmen yine çok güzeldi. Bazı günler  güzel şeyler konuşup sabahlara kadar o güzel sahilinde yorulup takatsiz kalana kadar yürüdük ve geçmişin güzel günlerini yad ettik.
Daha sonra Akçakoca'da bir dost meclisine katıldık...

Söz verip de İstanbul'a gitmek nasip olmadı ne yazık ki...

Sonra en güzel yerine geldik tabi; Isparta ve Barla.
Cenab-ı Hak tekrar Barla'ya gitmeyi nasip etti. Gittiğimin günü o gece Isparta'da kaldım ve sonraki gün Barla'ya geçtik. Ah barla keşke "bir ömür boyu barlada" kalabilsem...
Giderken nerede kalacağımız belli değildi, Barla'da. Bu mevsim çok da yoğun oluyor tabi. Yeni Asya Barla Sosyal Tesislerini aradım boş yer olmadığını söylediler. Sonra arkadaşlar Sungur Ağabeyin dersine katıldıktan sonra oradaki vakıf kardeşin birinden yer bulmasını rica etmişler, vakıf kardeş de bütün yerlerin dolu olduğunu söylemiş. Tam bizim Barla'ya hareket ettiğimiz gün bahsettiğim kardeş aradı ve altı gün kalabileceğimiz bir yer olduğunu söyledi.
Hamdolsun Cenab-ı Hak nasip etti orda  yedi gün kalmayı. Çok istifadeli ve istifazeli geçti inşallah.
Cennet Bahçesini, 11.sözün yazıldığı tepeyi, 21.sözün namaz bahsinin yazıldığı bağı,mezarlığı şimdiden çok özledim.
Osman Amca'nın üstadla küçük yaşlardaki tanışması vs vs...
Her şey çok güzeldi. Cenab-ı hak tekrar gitmeyi nasip etsin. Bediüzzaman'ın talebesi, Risale-i Nur'ları hakkıyla okumayı, anlamayı, yaşamayı ve yaşatmayı nasip etsin inşallah. Amin.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bugün yeni bir diriliş: Doğum Günüm

29/5/2009
Kategori: Deneme

Son bir yılda vücudumdaki hücrelerin neredeyse hepsi iki defa yenilendi. Hayy olan cenab-ı hak haşa yaratıp atmadı oraya, bırakmadı beni orta yere. Kayyumiyetiyle de sürekli yarattı. Bir gün saçım uzadı, bir gün sakalım, bir gün tırnaklarım. Aslında bu uzamalar sürekliydi ve her zamandı.
Her gün beni yeni duygularla donattı. Bazen Ğalık oluşuyla yarattığı sevincimi , dakikalarca hatta bazen saatlerce, Kayyumiyetiyle sürekli kıldı.
Bazen hasta oldum, bu bir yıl süreci içerisinde.  Ayağım burkuldu, burnum kanadı, bademciklerim şişti... Sonra Şafii olan zat şifaa bahşetti ve şimdi o dertlerden hiçbiri yok yanımda. Hamdolsun.
İlk baharda doğumu gösterdi bana... Tıpkı benim ilk baharda doğuşum gibi; çatımızdaki karga, kuzgun yavrularının doğuşunu; söğüt, kavak, kayısı, erik ve elma ağaçlarının yeniden canlanışını gösterdi bana. Ve beni tüm bu doğumlara şahit tuttu. Bahçedeki domates tohumlarını toprağa atmamı yarattı sonra onların filizlenişini gösterdi bana.

Yaz mevsiminde şirinlerin seslerinden ayırıp istirahat etmemi sağladı. Görüşemediğim dostlarla tekrar görüşüp hasbihal etmemi sağladı, Seven, bütün mahlukatın hayrını isteyen, onlara ihsan eden Vedûd.
Tohumalarını ilk baharda atıp da filizlenişini gördüğüm domates, biber ve salatalığı yemeyi nasip etti Münim-i Hakiki olan rabbim.
Erik, elma, kayısı ağacının çiçeklerini  ilk baharda gösteren zat yazın o meyveleri tattırdı bana, Kerim olan zat. İlk baharda söğüt, kavak ağaçlarının yapraklarının yeşerişine beni şahit kılan;  Şehid  zat, yaz mevsiminde onların gölgelerinden müstefid olmayı nasip etti.

Artık sonbahar gelmişti. O güzelim yapraklar, domatesler, salatalıklar, süslü çiçekler bana veda ediyordu. Beni onların yaratılışına şahit kılan zat dur diyordu seni onların ölümüne de şahit kılacağım. Ve ölüm haktır, diyordu bütün çiçekler, göçen leylekler...
Hatta hatıra olsun diye sınıfta sonbahar yapraklarını asmıştık perdelere. Yazın beni kavuran Güneş bile uzaklaşıyordu benden, eskisi gibi ısıtmıyordu beni. İlk baharda Muhyi oluşuna en zahir şekliyle şahit olduğum rabbim, sonbaharda Mumit oluşuna da apaçık bir şekilde şahit tutuyordu beni.

VE son faslını yaşıyordu mevsimler. Kış geldim diyordu. Dün daha şurada duran kurumuş domates fideleri, az da olsa yaşayan salatalık fideleri bembeyaz örtünün altında kalmışlardı. Mevsimleri evirip çeviren rabbim bugün Kadir olduğunu ne de güzel gösteriyordu bana. Sobayıı kurdum lojmanımda, sıcak fincanıma sarıldım bu kış gününde... Ta ki ilkbaharı görene dek...

Yeni bir yaratılışın müjdecisi olan İlk Bahar merhaba dedi, bana.

İşte insan ömrü de böyle. Mevsimler dönüşünü tamamlayınca yeni doğumu gelip de çatıyor. Ben bir İlk Bahar sabahı doğdum... 
İnşallah bir ağacın sonbaharda döktüğü yaprakları bizim tövbelerimizle döktüğümüz günah yaprakları olur. Ve bu bahar bu doğum günü de inşallah salih bir kul, rabbine hakiki bir kul, risaleleri hakkıyla anlayan, yaşayan ve yaşatan bir Murat ve beraberinde Murat'ın ailesi, dostları ve tüm ihvanları için güzel bir doğum olur inşallah... AMİN

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

edep mi? ivedik mi?

24/5/2009
Kategori: sinema

 



24/03/2009 - 05:25

Öyle ki ahlak ismi sadece dil ucunda anılıyor, toplum islam’dan uzaklaştıkca, uçurumun  kenarına doğru sürükleniyor..

Türk sineması ivedik’le sanat ve moral turuna çıktı, çok güleceğiz. Türkiye sinemalarında recep ivedik, fragmanları sitelerde, reklamları neredeyse bütün heryeri kaplayacak şekilde yayılmış.. nette her an önümüze çıkan ivedik şow.. acaba topluma ne gibi faydası olduğunu düşünerek yazılmış bu kurgu problemli filmi düşünün bakalım..

Toplumda olan kırocalığı bir bakıma, ne kadar çirkin olduğunu müşahade ettirse bile, bence olmaması gereken ve yayınlanmaması gereken bir film, çünkü daha çok taklit meydana gelecek.  Facebook’da henüz yaşı büluğ çağında olan çocukların profilinde, pervasızca fotoğrafları çoktan türedi bile.

Sadece güldürmek için yapılmış bu film diyenler çok, hazır cevaplar hemen, hep ağlayacakmıyız be abla.. ağlanacak halimize nasıl gülelim. Gençlerimize, bu gibi gösterimlerle eğitim mi verilir sorun kendinize.

Üstelik sanat deniliyor, daha çok ticari amaçlı bir yapım belli ki, bunu da anlamamak mümkün değil. Filmin haddinden bayağılaşan ve yer yer iğrençleşen sahnelerine ne demeli ivedikçe yan etkisi yoktur.

 Recep ivedik toplum magandası ve toplumda geçen argo konuşmaların dile getirildiği bir film olmuş muş. Sinemaya gelenlere tek bir şey vaat edilmiş, o da gülmekmiş miş. Bir sürü uydurma vaatler, dile getirilmiş.. Zaten toplumda perde diye bir şey kalmamış, recep ivediki’n perdeleri nasıl bir etki verecekmiş miş acaba?.

Ee millet parasıyla gülecek, peki bu filmi izlemek için verilen paralar bir yetimin eline verilip gülünemezmi. İlla da gülmek istiyorsan, insanlara gül dağıt, sevgi dağıt ve mutluluğun gülmenin ne demek olduğunu bu şekilde hisset.

 Toplumu böyle filmlerle uçurumun eşiğine itiyoruz, ve ivedik formulü zihinlerde yerleşmiş oluyor. gençlerimizin gidiş noktası bilinmeyen yola sürüklenirken, bizler hala gülmeyi düşünüyoruz.  “ fe eyne tezhebun.” nereye bu gidiş, nereye kadar. tekvir.81.ayeti.

 Ahlak, insanın kendi arzusu ile iyi davranışlarda bulunup kötülüklerden uzaklaşmaktır.  Güzel ahlak, Allah’ın hakkını ve kullarının haklarını yerine getirmenin adıdır.

Güzel ahlak iman ile birlikte, Allah’ın hakkına ve kulların hakkına sadık kalmanın temelidir.  Güzel ahlak insanlara karşı edep, haya ve tevazu ile davranmaktır.

Büyük arif imam Gazali (k.s), güzel ve kötü ahlakın kalbe yaptığı etkiyi şöyle dile getirir: “Kalp, parlak bir ayna gibidir.  Fena ahlak kalbi karartır.  Kalp bu zulmet sebebiyle Allah Teala’nın gösterdiği yolu göremez.  Önüne perdeler çıkar, engeller çıkar.  Güzel ahlak ise kalbe ulaşan nur (ışık) gibidir; bu nur kalbi masiyet (günah) lekelerinden ve karartılarından temizler.”

Kalb gözümüzü temsil eden, gören gözlerimiz ancak ve ancak kuran’ın ışığıyla aydınlanır..

Rabia kadıoğlu

http://prensesinkalbi.blogcu.com/ den alıntıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Namazla Diriliş

23/5/2009
Kategori: Deneme

        Namazla Diriliş, Namaz Gönüllüleri Platformu bugün 23-05-2009 Iğdır'daydı. Bu güzel konferansı Iğdır'da tertipleyen ve Ramazan Kayan, Ahmet Bulut, Hasan Hafızoğlu hocalarımızı çağıran BEKA-DER'e çok teşekkür ediyorum. Allah razı olsun.

    Program sunucusunun çıkıp Kur'an'ı Kerim tilavetini okuması için Hocaefendiyi masaya davet etmesiyle başladı. Daha sonra da yazarlar masaya davet edildi. Programa bir saatlik gecikmeyle gelen konferans kadrosu da özürle başladı konuşmaya. Bu gecikmenin Kars'taki programın uzamasından kaynaklandığını dile getirdiler.

    Mikrofunu alan Ahmet BULUT bu girizgahtan sonra mikrofunu sağındaki Ramazan KAYAN hocaya uzattı.

    Kayan hoca, konferans verilen ortamın düğün salonu olmasından ilhamla evlikle başladı söze. İnsan evliliğe Allah'ın izni peygamber aleyhissalatü vessalamın kavliyle başlar. Bu evlilik sonucu doğan çocuğun kıbleye çevrilerek sağ kulağına ezan okunarak hayata başlar. Ölünce de camide ezanla yolcu edilir ve yine kabrinde sağ tarafına çevrilerek kıbleye dönderilir.

   Kayan sözlerini şöyle sürdürdü; Hayat kıble savaşıdır. Hayattaki en büyük kriz kıble krizidir. Bu dünyada tek kıbleli olmak gerekir, dedi. Kayan, sadece seccademizi kıbleye çevirmek ve sadece kıbleye yönelik olmak yetmez. Ticarette, işte, görevde, kamusal alanda da kıbleye yönelik olmak lazım, dedi. Bu durum sonucunda ancak kişinin Allah ile barışık olabileceğini sözlerine ekledi.

   Günümüzde ümmetin camileri boş bıraktığını da hatırlatan Kayan peygamberimiz bu durumu görseydi ona ne derdik deyip sözlerine son verdi.

    İkinci konuşmacı AKABE başkanı Hasan HAFIZOĞLU idi. Hafızoğlu sözlerine ayetlerde namaz "kılın" değil de emir kipi taşıyan "ikame" edin fiilininin kullanıldığını söyleyerek dikkatleri "ikame" ile "kılmak" arasındaki farka çekti. "İkame"nin manasının; içini doldurmak, namazla ayağa kalkmak anlamlarını taşıdığını ifade etti. Namazı ikame etmenin de; Allah'ı gündem etmek olduğunu, Allah'a ram olmak olduğunu ekledi sözlerine.

    Hafızoğlu Kur'an'da Cenab-ı Hakkkın özellikle Meryem Süresinde ,kitaptaki ibrahimi gündemine al deyişini. Ve devamında daha bir kaç peygamberi de an demesinin manidar olduğunu da söyleyerek dikkatleri Kuran-ı Mübindeki ayetlere çevirdi. Burdaki peygamberlerin zikredilişini de doğru oluşlarından Rableriyle barışıklığından dolayı olduğunu söyledi.

   Ve, mü'minin namazı hayatına müdahildir, diyen Hafızoğlu sözlerini burada hitama erdirirken bir nevi Meryem süresini okuyup katılımcıları bir defa daha Kur'ana çağırdı.

Ramazan Kaya hocanın ikinci bölümde özellikle katılımcılarından not etmesini istediği hadiste tam da konferansı özetliyordu aslında." Bir kul Allah katındaki değerini merak ediyorsa, o kişi Allah'a ne kadar değer verdiğine baksın" (hadisin bu kadarını not alabilidim, inşallah yanlış olmaz)

Ahmet Bulut hoca bir nevi sunucu olarak katıldığı programda samimiyetten, namazın öneminden temsillerle yola çıkarak bir şeyler söyledi. Bazen de namazla diriliş organizasyonları vesilesiyle tanıdığı kimselerin ibret verici hikayalerini aktararak göz yaşlarına boğdu katılımcıları.

Program özetle böyleydi. İstifade ettik hamdolsun...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

zaman

23/5/2009
Kategori: yasamdan notlar

zaman akıp gidiyor...
durmadan, sendelemeden.
ardına bakmadan
sessiz mi sedasız mı?
hayır bazen çok sesli geçiyor bazen ketum.

evet çok şükür bu yıl öğretmenliğin ikinci yılını da tamamlıyoruz. ne çabuk bitti öğrencilik... ne çabuk başladı öğretmenlik... ne çabuk bitti iki yıl...

Şükür ki cenab-ı Hak bize öğretmenliği nasip etti. Ve güzel iki yıl bitip üçüncü yıla başlayacağız inşallah.

Sizlerle öğretmenlik anılarımı zaman zaman paylaşıyorum bu ekrandan.  Cenab-ı Hak bu güzel öğretmenliği hayırlı kılsın bize inşallah.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

NTV Bilim Dergisi ve savundukları dinleri:EVRİM

2/5/2009

Gazete bayisine uğrayıp Taraf Gazetesi alacaktım. Gazete aldıktan sonra döndüm baktım gözüme dergiler reyonu ilişti. Baktım kapağı falan da çok hoş. Ve kapak da "Büyük Gözaltı" olunca ilgimi çekti. Bir an önce eve gidipte karıştırayım dedim. Dolmuşa bindiğim gibi dergiyi açtım. yol boyunca Genç Bilim ekini okuyup bitirdim. Bir kaç şey dışında her şey çok iyiydi.

Eve gelice de asıl dergiyi açtım. Kapak konusu her ne kadar Büyük Gözaltı olsada içeriğin bununla ilgili yanılmıyorsam bir makalesi vardı. Ayrıca meğer bu dergi daha ikinci sayısını yayınlıyormuş. NTV Bilimi açıp okuyunca tam bir fiyasko gözüme çarptı. Sözde kapak Evrim değilmiş falan. Dosya konusu Evrim, ama derginin neredeyse tamamı evrime ayrılmış. Ve neredeyse her sayfada Yaratılış gerçeği yerden yere vurulmuş farklı renkteki yazılarla.

NTV televizyon olarak bu çirkin yüzünü bu kadar zahiri göstermiyordu. Dergiyi görünce resmen tiksindim. Bütün bunları bir de bilimsellik adına yaptıklarını savunacak kadar da küstahlar.

Yaptıkları, sadece "Evrim Dinlerini" bilimsellik perdesi altında neşretmek.

Verdiğim paraya üzülürken bir yandan da böyle şuursuz insanların varlığını görmeme vesile olduğu içinde şükrediyorum.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Gözünüz aydın Milli Eğitim Bakanı değişti(!)

2/5/2009
Kategori: Egitimce

Efendim evet bakan değişti. İyi ya da kötü yönetti falan. Ama bakıyorum da bazı arkadaşlar neredeyse kına yakıp oynayacaklar. (Bu arada iyi kınanın nerden alınacağını da alta dipnot olarak yazacağım, kaçırmayın). Yahu arkadaşlar tamam eğitimin başındaki bakan da her iş onda bitmiyor ki. Bu adam yönlendiriyor sadece .Eğitim politikasını icra ediyor ama hükümete rağmen değil. Hükümetin istediği yönde.

Bence bazı arkadaşlar olayı kişiselleştirdiklerinden böyle oluyor. Tamam sözleşmeli öğretmenlik bu zatın bakanlığı döneminde olmuştur. Ama biz diyebilir miyiz ki sadece bu adam, ya da başbakana, hükümete rağmen yapmıştır? Hayır hiç de diyemeyiz.

Olabilirki Sayın Çelik de bu yönde düşünmüştür, ama bu zaten IMF'nin kadro sayısını sınırlı tutmasından kaynaklanmamış mıdır? IMF kime buyuruyor, hükümete. Çelik kim, hükümetin bir üyesi ve eğitim politikasını icra eden tepedeki adam.

Yani, Sayın Çubukçu, kim hükümetin bir öğesi ve şimdi eğitim politikasını icra eden bakan. IMF'nin hükümetten istediği kadro sınırlandırılması kalktı mı, benim bildiğim kadarıyla:HAYIR. O zaman Sayın Çubukçu, Sayın Çelik'ten farklı bir formül mü üretecek bu konuda, HAYIR.

Tabi burada ben sadece sözleşmelilik meselesini ele aldım. Bu diğer bir çok konuya da uyarlanabilir.

Şen kalın...

 

DipnOT: Bütün bu söylediklerime rağmen yine de kına yakacağım diyenlere: Efendim rağmetli anneannem "En iyi kına İran kınasıdır." derdi. Haa  nereden mi bulursunuz; İstanbul'daki arkadaşlar Mısır Çarşısı'ndan bulabilir diğerleri de bir zahmet İran'dan istetsinler, derim.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Nasıl erkek çocuk sahibi olunur?

2/5/2009
Kategori: yasamdan notlar

Hergün o kadar şeye ister istemez şahit oluyoruzki... hele ben..

Bu sayede ben de en iyisi bunları "kulak misafiri" diye bir kategoride toplayayım dedim.

işte size ilki;

Bir münasebetle trafik tescilde sıra bekliyorduk. Karşımda bir mumeleci ve yanında benim gibi sıra bekleyen bir vatandaş var. Hararetle konuşuyorlar. Benim de oturduğumu gören muameleci sesini yükselterek konuşmaya başladı. Sanki konuştuklarından benimde haberdar olmamı istiyorcasına.

İster istemez ben de artık konuşulanları duyuyordum. Efendim konu ;"Nasıl erkek çocuk sahibi olunur?" muş.

Muameleci; yeni evli olduğunu söyleyen gence, gidip karının doğum gününü araştırıp bana getireceksin, bak kimliktekine güvenme, çek bir köşeye doğrusunu öğren. Tam gününü, ayını, yılını öğren. Yoksa garanti veremem erkek çocuk olmasına. Doğum gününü öğrendikten sonra gel yanıma ben sana ..........................anlatacağım.

Çünkü diye devam ediyor.. Benim sana diyeceğim günde kadınların kromozom sayısı çok olur. Veeee işte can alıcı nokta. Kromozom çok olduğu için erkek çocuk olur.

Yahu kendimi tutamayıp arkadaşım "babadan giden genle erkek çocuk olur" diyecektim ama boş ver dedim...

Muameleci devam ediyor, bak kardeşim bir ara biri yine geldi yanıma ben eşinin doğum gününü getir demiştim. O da gidip bir gün yazıp getirdi bana. sonra geldi niye çocuğum kız doğdu diye hesap soruyor bana.

"Ey ehli ilim dostlarım sizce muameleci buna ne bahane bulsa... işte bomba cevap"

Muameleci: Kardeşim karın sana yalan söylemiş. Git ona bir daha sor. Demekki sana söylediği tarih yanlışmış.

Yahu ben bir tarafta kendimi tutamayıp gülerken diğer taraftan da kendimi zor tutuyorum adamın yüzüne "yalancı" demeye.

Haa bu arada muameleci dediysem eşler arası muamele değil. Adam trafikteki muamele işlerine bakıyor.

Neyse o bu kadarıyla kalmayıp başka şeylerin tarifini de verdi. Onları da bir ara yazarım.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı